TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, Anayasa Mahkemesinin (AYM) "süresiz nafaka düzenlemesini" iptal etmesinin, "nafaka tamamen ortadan kaldırıldı", "tüm nafaka türleri sona eriyor" şeklinde yorumlanamayacağını belirterek, "Asıl mesele, korunmaya ihtiyaç duyan tarafın haklarının güvence altına alınması ile diğer taraf açısından süresiz ve öngörülemez yükümlülüklerin ortaya çıkmasının önlenmesi arasında adil bir denge kurulabilmesidir." dedi.
Yüksel, AYM'nin, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının "süresiz olarak" talep edilmesine imkan tanıyan hükmü iptal etmesine yönelik, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Yüksek Mahkemenin kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren 9 ay sonra yürürlüğe gireceğini anımsatan Yüksel, anayasal gerekçelerin ve AYM'nin değerlendirmelerinin ancak gerekçeli kararın yayımlanmasının ardından bütün yönleriyle ele alınabileceğini belirtti.
Yüksel, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin olarak devletin, Anayasa'nın 5. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülükleri uyarınca, nafaka yükümlüsü ile alacaklısının menfaatleri arasında adil dengenin sağlanması gerektiğinin, Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmiş olabileceğini ifade etti.
Kamuoyunda uzun yıllardır tartışılan süresiz nafaka konusunda önemli bir hukuki aşamaya gelindiğini vurgulayan Yüksel, mevcut düzenlemenin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın şartlar oluştuğu takdirde diğer taraftan süresiz olarak nafaka talep edebilmesine imkan tanıdığını hatırlattı.
Uygulamada bazı durumlarda çok kısa süreli evliliklerin ardından dahi uzun yıllar devam eden nafaka yükümlülüklerinin ortaya çıkmasının hakkaniyet, ölçülülük, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri bakımından çeşitli tartışmalara neden olduğuna dikkati çeken Yüksel, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararın, bu yönüyle önemli bir hukuki dönüm noktası niteliği taşıdığını dile getirdi.
İptal kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından 9 ay sonra yürürlüğe girecek olması dolayısıyla bu sürede mevcut düzenlemenin uygulanmasına devam edileceğini, aynı zamanda yasama organına yeni bir düzenleme yapabilmesi için de gerekli zamanın tanınmış olduğunu söyleyen Yüksel, yoksulluk nafakasına ilişkin düzenleme ihtiyacının yeni ortaya çıkmış bir konu olmadığını söyledi.
Vatandaşlardan gelen talepler, uygulamada karşılaşılan sorunlar ve yargı kararları dikkate alınarak bir süredir çeşitli reform önerileri üzerinde çalışıldığını anlatan Yüksel, hazırlıkları sürdürülen yargı reformu çalışmalarında da bu konunun temel başlıklardan biri olarak değerlendirildiğini aktardı.
Üzerinde çalışılan modellerden birinde de yoksulluk nafakasının evlilik süresiyle bağlantılı olarak belirlenmesinin değerlendirildiğini dile getiren Yüksel, nafaka alacaklısının yaş, sağlık durumu, çalışma imkanı bulunmaması nedeniyle özel korumaya ihtiyaç duyduğu durumlarda daha uzun süreli koruma mekanizmalarının da öngörülebileceğini vurguladı.
Yüksel, hukuk sisteminde iştirak nafakası, tedbir nafakası ve yoksulluk nafakası olmak üzere farklı nafaka türlerinin bulunduğunu, bunların amaçlarının, şartlarının ve hukuki sonuçlarının birbirinden farklı olduğunu aktararak, "Anayasa Mahkemesi kararının, 'nafaka tamamen kaldırıldı' ya da 'tüm nafaka türleri sona eriyor' şeklinde yorumlanması doğru değildir. Asıl mesele, korunmaya ihtiyaç duyan tarafın haklarının güvence altına alınması ile diğer taraf açısından süresiz ve öngörülemez yükümlülüklerin ortaya çıkmasının önlenmesi arasında adil bir denge kurulabilmesidir." diye konuştu.