Kurtulmuş, Büyük Zafer'in 104. yıl dönümü kapsamında gerçekleştirilen Zafer Haftası kutlamaları dolayısıyla bulunduğu Afyonkarahisar'da, Şuhut Belediyesi Şehir Stadyumu'nda düzenlenen etkinliğe katıldı.
Kurtulmuş, buradaki konuşmasında, Türkiye’nin tarihinin fevkalade büyük kahramanlıklarla, zengin destanlarla dolu olduğunu söyledi.
30 Ağustos Haftası’nın, tam manasıyla bir zaferler haftası olduğunu dile getiren Kurtulmuş, 26 Ağustos’un aynı zamanda Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümü olduğunu anımsattı.
Kurtulmuş, 1071’de Malazgirt'in kapılarından Anadolu topraklarına giren Sultan Alparslan komutasındaki orduların, Anadolu'yu kıyamete kadar Türk milletinin yurdu kıldığını ifade etti.
O günkü zor şartlar içerisinde, 25 Ağustos 1922'de, Şuhut'tan başlatılan yürüyüşle birlikte 26 Ağustos'ta Büyük Taarruz'un başlatıldığını ve 9 Eylül'de düşmanın denize döküldüğünü anlatan Kurtulmuş, "Malazgirt Anadolu’ya giriş kapısı ise Afyon da Anadolu’dan emperyalistlerin kovulduğu çıkış kapısıdır, onların dışarıya gönderildiği kapıdır. Ne Malazgirt kolaylıkla kazanılmış bir zaferdir ne 30 Ağustos kolayca kazanılmış bir zaferdir." diye konuştu.
Tarihin, dersler çıkarmak ve geleceğe daha güçlü hazırlanmak için manevi bir güç olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"30 Ağustos’a gelen şartlar içerisinde, 26 Ağustos ve daha öncesinde Sakarya Meydan Muharebesi ile başlayan süreç, aslında tam manasıyla bir yokluklar dönemiydi. Elde yok, avuçta yok. Bırakın topu tüfeği, bırakın kurşunu silahı, elinde doğru dürüst kazması küreği bile olmayan bir millet ‘Ya Allah’ diyerek ayağa kalktı ve Anadolu’yu işgalden kurtararak bu yurdumuzu ilelebet devlet-i ebed müddetin vatanı olması kararını bir kere daha tescilledi. Allah hepsinden razı olsun. O zor mücadelede emeği geçen herkesi rahmetle, şükranla anıyoruz. Başta Şuhut’taki evde son müzakerelerini yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere bu büyük mücadeleyi veren ordunun kahraman her bir
Bu büyük zaferin vatan gibi bir miras olarak kaldığını vurgulayan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şöyle sormak lazım soruyu. Allah aşkına Yunan’ın ne işi vardı buralarda? Allah aşkına İngiliz’in ne işi vardı İstanbul’da? Fransız’ın ne işi vardı Antep'te, Hatay'da? İtalyan'ın ne işi vardı Anadolu topraklarında? Emperyalistler o zaman gözüne 'hasta adam' olarak kestirdikleri Osmanlı'yı tamamıyla yok etmek ve Türkleri bu topraklardan tamamen kazıyıp atmak için Akif’in tabiriyle, 'Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela / Hani tauna da züldür bu rezil istila' dedikleri istilayı yaparak Anadolu'dan bizi atmaya çalıştılar. Çok şükür, 104 sene evvel başlatılan bu mücadelenin sonunda, gelenler çıkış kapısından kaçıp giderek geldikleri gibi gittiler. Biz buradayız ve kıyamete kadar burada o
Kurtulmuş, dün dünyanın en büyük devletlerinden birisi olan Osmanlı Devleti’ni paramparça edenlerin, etnik, mezhebi ve dini farklılıklar üzerinden çok kısa bir süre içerisinde darmadağınık edenlerin Anadolu’yu fitnenin üzerine kurdukları siyasetle işgal edebildiğini anlattı.