Bazı hikayeler tamamen hayal ürünü değildir; gerçek ile efsane, yüzyıllar içinde birbirine karışabilir. Homeros’un Odysseia’sı da böyle bir anlatı. Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi, gerçek bir coğrafyanın ve Tunç Çağı Ege dünyasının izlerini taşıyan bu mitolojik hikayeyi yeniden sinemaya taşıyor.
Bu nedenle asıl soru “Odysseus gerçekten yaşadı mı?” değil, “Bu hikayenin dayandığı dünyanın ne kadarı gerçekti?” sorusu.
Odysseia, Troya Savaşı’nı doğrudan anlatmıyor. Hikaye, savaşın bitiminden yaklaşık on yıl sonra başlıyor; Odysseus’un eve dönüş yolculuğu ise bir on yıl daha sürüyor. Troya’nın düşüşü ve Truva Atı gibi olaylar geçmişe dönüşler ve anlatılar aracılığıyla aktarılıyor.
Hikayenin arkasındaki Troya ise yalnızca edebi bir mekan değil. Türkiye’nin kuzeybatısındaki Hisarlık bölgesinde bulunan antik yerleşim, büyük ölçüde Homeros’un Troya’sıyla ilişkilendiriliyor. Bölgede savaş ve yıkım yaşandığını düşündüren arkeolojik bulgular da var. Ancak bunlar Homeros’un anlattığı biçimde on yıl süren bir kuşatmayı veya Helen ile Agamemnon’un hikayesini kanıtlamıyor.
Hitit kayıtlarında Batı Anadolu’daki Wilusa adlı bir krallıktan ve Myken dünyasıyla ilişkilendirilen Ahhiyawa adlı bir güçten söz ediliyor. Troya’nın stratejik konumu da bölgede çatışmalar yaşanmış olabileceğini düşündürüyor.
Fakat bunlar Homeros’un anlattığı tek ve büyük Troya Savaşı’nı doğrulamıyor. Daha ihtiyatlı ihtimal, farklı dönemlerde yaşanan gerçek çatışmaların zamanla sözlü gelenek içinde birleşerek tek bir destana dönüşmüş olması.
Odysseia’nın şekillendiği dönem genellikle MÖ 8. yüzyıl civarıyla ilişkilendiriliyor. Buna karşılık hikayenin dünyası daha eski Miken ve Tunç Çağı geçmişinden izler taşıyor. Farklı dönemlere ait kültürel unsurların aynı anlatıda bulunması, destanın yüzyıllar boyunca sözlü gelenek içinde değiştiğini düşündürüyor.
Odysseus’un kendisi için de durum aynı. Gerçekten yaşamış olduğuna dair doğrulanabilir bir kayıt bulunmuyor. Ancak karakterin tamamen hayal ürünü olması da gerekmiyor; bazı araştırmacılar onun tarihsel hükümdarlara ilişkin hatıraların zamanla tek bir kahramanda birleşmesiyle ortaya çıkmış olabileceğini düşünüyor.
Odysseus’un en önemli özelliği fiziksel gücünden çok zekası. Truva Atı, Polyphemos’u kandırması ve Sirenlerden kurtulmak için kendisini direğe bağlatması bu yönünü öne çıkarıyor.
Fakat Truva Atı’nın gerçekten kullanıldığına dair arkeolojik kanıt yok. Buna rağmen MÖ 7. yüzyıla ait bir Mykonos vazosunda askerlerle birlikte tasvir edilen tekerlekli bir tahta at bulunuyor. Bu da hikayenin çok eski dönemlerde bilindiğini gösteriyor.