İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyaretinin perde arkasını AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında 14-15 Mayıs 2026’da Pekin’de gerçekleşecek zirve son yılların en kritik diplomatik görüşmelerinden biri. 8 yılı aşkın bir sürenin ardından liderler seviyesinde ilk kez yapılacak bu görüşme yalnızca iki büyük güç arasındaki ticaret sorunlarını ya da Tayvan gerilimini değil ABD’nin küresel liderlik kapasitesinin geleceğini de ilgilendiriyor. Daha da önemlisi, zirve İran merkezli savaşın giderek derinleştiği, küresel ekonomide kırılganlığın arttığı ve ABD’nin uluslararası meşruiyetinin ciddi biçimde sorgulandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Pekin zirvesi Washington’un Çin’le rekabeti nasıl yöneteceğini anlamak açısından kritik ön
Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Çin’e yaklaşımı eski ABD Başkanı Joe Biden dönemindeki ideolojik çerçeveden belirgin biçimde farklı. Biden yönetimi Çin’i liberal dünya düzenine meydan okuyan sistemsel rakip olarak tanımlıyor ve mücadeleyi demokrasi-otoriterlik eksenine oturtuyorken, Trump Çin’i daha çok ekonomik ve jeostratejik bir rakip olarak görüyor.
Trump açısından mesele yeni bir soğuk savaş yürütmek değil. ABD’nin ekonomik ve askeri üstünlüğünü koruyacak daha avantajlı pazarlık koşulları oluşturmak. Bunu da mevcut sistemin ABD’den çok Çin’e fayda sağladığını düşündüğü bütün kurumsal norm, platform ve mekanizmalarını işlevsiz hale getirip, diğer ülkelerle olduğu gibi Çin’le de ikili pazarlıklar üzerinden yapmaya çalışıyor. Görünen o ki, bire bir müzakerelerde ABD’nin daha güçlü bir konumda olacağına ve bu şekilde herkesi daha kolay baskı altına alabileceğine inanıyor.
Aslında bu ziyaretin arka planını anlamak için geçen yıl ekim ayında Güney Kore’nin Busan kentinde gerçekleşen Trump-Şi görüşmesine bakmak gerekir. O görüşmede taraflar fiilen bir “ticari ateşkes” ilan etmişlerdi. Gümrük tarifelerinin daha fazla artırılmaması, belirli teknoloji alanlarında kontrollü işbirliğinin sürdürülmesi ve ekonomik gerilimin tamamen kontrolden çıkmasının önlenmesi konusunda geçici uzlaşı sağlanmıştı. Trump, Pekin’de gerçekleşecek görüşmelerde bu geçici ticari ateşkesi uzatmak isteyecek.
Trump, ABD'de ticaret savaşlarının beklenen sonucu üretmediğini görüyor. Hayat pahalılığı, tedarik zinciri sorunları ve yüksek maliyetler Amerikan kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri yaklaşırken Trump yönetimi ekonomik istikrarsızlığın daha fazla derinleşmesini istemeyecektir. Trump, Pekin’e yapısal sorunları çözmekten çok mevcut gerilimleri yönetilebilir seviyede tutmayı mümkün kılacak pragmatik işbirliğini devam ettirmek için gidiyor.
Pekin zirvesinin en hassas başlıklarından biri Tayvan olacak. Şi açısından Tayvan yalnızca jeopolitik bir mesele olmanın ötesinde Çin milliyetçiliğinin ve rejimin meşruiyetinin merkezindeki konu. Çin yönetimi Washington’dan Tayvan’a yönelik siyasi ve askeri desteği azaltmasını isteyecek. Diğer taraftan Trump, Biden döneminden farklı olarak Tayvan’a faydacı ve işlevsel bakıyor.
Özellikle Trump yönetiminin Tayvan’a yönelik yaklaşık 11 milyar dolarlık silah satış paketini yavaşlatması ve ikinci aşamada gündeme gelen yeni paketi Pekin ziyaretinden sonraya bırakabileceği yönünde verdiği işaretler bölgede Amerika’ya karşı ciddi güven erozyonu doğurdu. Trump’ın Şi ile yapacağı görüşmelerde Tayvan’a silah satışı konusunu Çin’le yürütülen müzakerelerin bir unsuru olarak düşünecek olması bile Washington’un geleneksel çizgisinden sapma olarak değerlendirilecek. Bu durum Tayvan’da olduğu kadar Amerika’nın bölgedeki geleneksel müttefiklerinde de ciddi güvenlik kaygısı yaratıyor. Trump, Tayvan’ın kendi savunmasına daha fazla kaynak ayırması gerektiğini düşünüyor. Trump’a göre W