SETA Vakfı savunma araştırmacısı Rıfat Öncel, ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO ittifakına yönelik eleştirilerini ve ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta Avrupa ülkelerinin konumunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD’nin İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı savaş sürerken, ABD Başkanı Donald Trump, NATO’yu gündeme getirerek Avrupalı müttefiklere yönelik yeniden sert bir söylem benimsedi. Göreve geldiği Ocak 2025’ten bu yana Avrupa’yı sistematik biçimde köşeye sıkıştırmayı amaçlayan Trump, geçtiğimiz günlerde kıtayı “korkaklar” olarak nitelendirdi. Takip eden günlerde bu baskısını sürdüren Trump, ABD’nin olmadığı durumda NATO’nun bir “kağıttan kaplan” olduğunu söyledi. Bunun sebebi, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması amacıyla talep edilen askeri güç katkısının Avrupa ülkeleri tarafından reddedilmesiydi.
Avrupa savunmasını kendi çıkarlarından bağımsız biçimde finanse ettiğini, Avrupa’nın ise Amerikan çıkarlarına yeterince ortak olmadığını savunan ABD için bu durum transatlantik ayrışmayı yeniden tetikledi. Bu gelişmelerin ardından Trump, NATO’dan ayrılmayı değerlendirebileceğini, böyle bir karar alması halinde Kongre’nin de buna engel olamayacağını dile getirdi.
Avrupa’ya yönelik taahhütlerini azaltmak ve belki de sona erdirmek isteyen Trump, seçim kampanyası döneminde Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları yetersizliğini gerekçe göstererek Rusya’nın bu ülkelere “istediği gibi davranabileceğini” ima eden açıklamalar yapmıştı. Göreve geldikten sonra da Avrupa’nın savunma harcamalarını hızla artırması için yoğun baskı uyguladı. Geçtiğimiz yılki NATO Zirvesi'nde, savunma harcamaları için gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYH) yüzde beşi düzeyinde son derece iddialı bir hedefi Avrupa’ya kabul ettirdi. Bu süreçte stratejik özerklik tartışmaları ve F-35 sistemleri üzerindeki güvenilirlik kaygılarına (kill-switch vb.) karşın kıtaya yönelik Amerikan silah
Benzer biçimde, daha göreve gelmeden Ukrayna’ya ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'e karşı mesafeli ve sert bir tutum benimseyen Trump, Ukrayna-Rusya barış görüşmelerinin tıkanmasından çoğunlukla Vladimir Putin’i değil Zelenskiy’i sorumlu tuttu. Bu süreçte ABD, Ukrayna Savunma Temas Grubunun başkanlığını Avrupalılara devretti. Ukrayna’ya yönelik doğrudan yardımları askıya aldı ve dış finansmanla karşılanması koşuluna bağladı. ABD menşeli silahların Ukrayna’ya tedariki, bu çerçevede Avrupa finansmanıyla sürdürülmeye başlandı. İran’ın Rusya’ya ihraç ettiği dron savaşı doktrinine karşı Ukrayna’nın dört yılda kazandığı derin tecrübe nedeniyle, destek önerisiyle gelen Zelenskiy ise Trump taraf
Eylem düzeyinde de Trump yönetimi hareketsiz kalmadı ancak Kongre fren işlevi gördü. Geçtiğimiz yıl Avrupa'daki Amerikan asker sayısı azaltıldı, tatbikatlara katılan personel ve platform katkısı daraltıldı. Napoli, Norfolk ve Brunssum’daki Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlıklarının liderliği sırasıyla İtalya, Birleşik Krallık ve Almanya-Polonya ikilisine bırakıldı. Bunun yanı sıra, NATO’nun kurulduğu günden bu yana kesintisiz biçimde bir Amerikan generale emanet edilen Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR) pozisyonunun Avrupalı bir komutana devredilmesi tartışmaya açıldı. Aralık 2025’te Kongre bu girişimi ve Avrupa’da konuşlu Amerikan askeri sayısının 76 binin altına düşmesini,
ABD ile Avrupa arasındaki geleneksel yük paylaşımı tartışmasında Avrupa’nın eli tarihsel olarak zayıf oldu. Kıtada konuşlanmış yaklaşık 100 bin askeri ve genişletilmiş nükleer caydırıcılık kapasitesiyle ABD, Avrupa güvenliği için kısa ve orta vadede vazgeçilmez bir konumda bulunmayı sürdürüyor. Ancak bu denklem İran Savaşı'nda aynı durumda değil. Bu savaşta ABD’nin lojistik ve operasyonel sürdürülebilirliği Avrupa müttefiklerine önemli bir bağımlılık gösteriyor ve müttefikler bu katkıyı iç kamuoylarındaki çeşitli tepkilere rağmen sürdürüyor.