ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırı, küresel ekonomide dengeleri sarsmaya devam ederken, ABD Başkanı Donald Trump’ın birbiriyle çelişen açıklamaları ve sürekli güncellenen “mühlet” kararları, küresel piyasaların ve diplomatik kulislerin ana gündem maddesi haline geldi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri durdurma kararıyla küresel enerji arzının sekteye uğraması ve petrol fiyatlarındaki sert yükselişin enflasyonist baskıyı tetiklemesi, Vaşington'un hamlelerini daha kritik bir noktaya taşıdı. Uzmanlar, Trump’ın "cehennem" tehditleri ile "anlaşma" mesajları arasındaki gel-gitli tutumunu, hem piyasaları kontrol altında tutma hem de Tahran üzerindeki baskıyı azami seviyeye çıkarma taktiği olarak yorumluyor.
ABD Başkanı Trump’ın dün yaptığı açıklamalar, krizin başından bu yana izlediği tutarsız ama bir o kadar da piyasaları manipüle etme gücü yüksek söylem stratejisinin son örneği oldu.
Trump, bir yandan "Boğazı açın yoksa cehennemde yaşayacaksınız" diyerek askeri seçeneğin en sert yüzünü gösterirken, diğer yandan Tahran ile müzakerelerin sürdüğünü ve bir anlaşmaya varılabileceğini belirterek diplomatik bir kapı araladı.
Tahran yönetiminin hızlı bir adım atmaması durumunda köprülerden elektrik santrallerine kadar tüm altyapının hedef alınacağını dile getiren Trump’ın bu "yıkıcı" mesajları, küresel yatırımcı nezdinde risk algısını en üst düzeye çıkarsa da, somut saldırı kararlarının sürekli ötelenmesi piyasalardaki "belirsizlik" havasını besliyor.
Trump’ın son hamlesi, tehdit mesajlarındaki zamanlama tutarsızlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Daha önce Hürmüz Boğazı’nın açılması için 48 saatlik bir süre tanıyan ve aksi halde "ağır bedeller" ödeneceğini duyuran Trump, dün sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla bu süreyi 8 Nisan’a kadar uzattığını duyurdu.
Bu süre uzatımının, İran’da düşen ABD uçağından sağ kurtulan ikinci pilotun kurtarılmasının hemen ardından gelmesi dikkat çekici bulundu. Trump’ın bu operasyonu “ABD tarihindeki en cesur arama ve kurtarma operasyonlarından biri” olarak nitelendirmesi, kamuoyunda saldırı kararının ertelenmesi için meşru bir zemin oluşturma çabası olarak görülüyor. Ancak piyasa aktörleri, 48 saatlik kesin mühletlerin bir anda haftalarca sonraya ötelenmesini, askeri bir kararlılıktan ziyade, ekonomik dengeleri gözetmek adına yapılan bir "taktiksel manevra" olarak okuyor.
Finans çevrelerine göre, Trump’ın saldırı kararlarını sürekli ertelemesi ve çelişkili sinyaller vermesi bir rastlantı değil. Petrol fiyatlarındaki artışın ABD ekonomisi üzerindeki olası negatif etkilerini minimize etmek isteyen Beyaz Saray, bir yandan askeri baskıyı canlı tutarak İran'ı masaya çekmeye çalışıyor, diğer yandan piyasaların bu şoka "alışmasını" bekliyor.
Piyasa analistleri, Trump’ın 8 Nisan tarihine kadar tanıdığı bu yeni sürenin, aslında küresel enerji koridorlarındaki arz güvenliğini sağlamak ve diplomatik kanalları sonuna kadar zorlamak için kazanılmış bir zaman olduğunu vurguluyor. Ancak bu tutarsızlık, yatırımcıların güvenli liman arayışını hızlandırırken, "zamanlama tutarsızlığı" Orta Doğu’daki barut fıçısının ne zaman ateşleneceği konusundaki belirsizliği daha da derinleştiriyor.
Gözler şimdi, Trump’ın 8 Nisan olarak belirlediği yeni "kırmızı çizgiye" çevrilmiş durumda. Tahran’ın bu süre zarfında atacağı adımlar ve Vaşington'dan gelecek yeni bir "erteleme" veya "saldırı" sinyali, sadece bölgenin değil, küresel ekonominin de kaderini belirleyecek.