Türkiye'de kişi başı günlük tuz tüketimi 10,2 gram olarak hesaplanırken, DSÖ günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında tutulmasını öneriyor.
Kan basıncını yükselterek kalp ve damar hastalıkları riskini artıran aşırı tuz tüketimi, dünya genelinde önde gelen ölüm nedenleri arasında yer alan birçok sağlık sorununa da zemin hazırlıyor.
Vücutta kan basıncının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin sağlanması ve sinir-kas sisteminde uyarıların iletilmesinde önemli rol oynayan tuz, antiseptik özelliği sayesinde gıdaların bozulmasına neden olabilecek bakterilerin üremesini de kontrol altında tutuyor.
Tuz, yemeklere lezzet katmasının yanı sıra geçmişten bu yana geleneksel mutfakta ve gıda endüstrisinde çeşitli ürünlerin korunması ve saklanması amacıyla da kullanılıyor.
Ancak günlük tüketim miktarının artması, tuzu insan sağlığını olumsuz etkileyen önemli bir halk sağlığı sorununa dönüştürüyor.
Uzmanlar, günlük tuz tüketiminin sınırlandırılmasının kan basıncının düşürülmesi ile inme, kalp-damar ve böbrek hastalıkları riskinin azaltılmasında en etkili yöntemlerden biri olduğuna dikkati çekiyor.
Günde 5 gramdan daha az tuz alımı inme riskini yüzde 23, kalp damar hastalıkları hızını yüzde 17 azaltıyor.
Pek çok Avrupa ülkesinde günlük tuz tüketimi 8-11 gram arasında değişiyor ancak DSÖ günlük tüketimin 5 gramın altında tutulmasını öneriyor.
Tuz tüketiminin önerilen miktarın iki katı olduğu Türkiye'de, "Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Eylem Planı" kapsamında çalışmalar devam ediyor.
Türkiye'de tuz, yer altı kaynakları ile deniz, göl ve kaya tuzu kaynaklarından elde ediliyor. İşlenmiş tuz, rafine edilmeden veya yıkanmadan piyasaya sunulamıyor. Ürünler, kullanım amacına göre "sofra tuzu", "sofrada öğütme tuz", "iri salamura tuz" ve "gıda sanayi tuzu" olarak adlandırılıyor.