GÜNCEL

Türkiye'de yaşlanma süreci toplumsal dönüşümü nasıl etkiler?

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şentürk, Türkiye'nin demografik dönüşümünün toplumsal boyutlarını AA Ana

Balıkesir
Türkiye'de yaşlanma süreci toplumsal dönüşümü nasıl etkiler?

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şentürk, Türkiye'nin demografik dönüşümünün toplumsal boyutlarını AA Analiz için kaleme aldı.

***

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) açıkladığı veriler, ülkemizin yaşlanma sürecinin öngörüldüğü biçimde ortaya koyuyor. 2007 yılında yüzde 7,1 olan 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 11,1'e yükselmiştir. Buna paralel olarak ortanca yaş da artmaya devam ederek 34,9'a ulaşmıştır. Nüfus projeksiyonlarına göre, 2040'ta yüzde 16,3, 2060'ta ise yüzde 22,6 oranında yaşlı nüfus olacaktır. Bu veriler ekseninde demografik dönüşüm yapısal ve çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Bu dönüşüm ekonomik, kültürel ve siyasal boyutları olan kapsamlı bir toplumsal değişimdir.

Doğurganlık hızının düşmesiyle aile yapısı ve akrabalık ilişkileri köklü biçimde farklılaşmaktadır. Türkiye'de toplam doğurganlık hızının 2001'deki 2,38 düzeyinden 2024'te 1,48'e gerilemesi, nüfusun kendini yenilemesi için gereken 2,1 eşiğinin belirgin biçimde altına düşmesi bu dönüşümün somut bir göstergesidir. Giderek küçülen hane halkları ve daralan akrabalık ağları, toplumsal destek mekanizmalarını zayıflatma potansiyeli taşımaktadır. Bu dönüşümün en çarpıcı göstergelerinden biri, yalnız yaşayan bireylerin profilidir. Türkiye'deki hanelerin beşte biri tek kişilik hanelerden oluşmaktadır, bu yalnız yaşayanların dörtte üçünü yaşlılar, söz konusu yaşlıların ise yine dörtte üçünü de kadınlar

Bu veriler, yaşlanmanın en önemli toplumsal sonuçlarından birinin artan yalnızlık olacağına işaret etmektedir. Yalnızlığın artmasıyla yaşlı nüfusun kırılganlığı da artacak ve bu durum, sosyal ve ekonomik açıdan daha savunmasız bir yaşlı grubunun ortaya çıkmasına yol açabilecektir. Öte yandan geleneksel rollerin giderek dönüştüğü günümüzde, torun bakımı ve aile içi destek gibi işlevleri üstlenen yaşlıların, bu katkılarının da azalacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla yaşlanma yalnızca bizzat yaşlıları değil, diğer kuşakları ve tüm aile yapısını doğrudan etkileyecektir.

Yaşlı nüfus, mekansal açıdan da belirgin bir yoğunlaşma eğilimi sergilemektedir. Büyük kentlerin belirli mahallelerinde ve kırsal alanlarda yaşlılar ağırlıklı nüfus kesimi haline gelmektedir. Daha önce iç göçle büyük ölçüde boşalan kırsal alanlar, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte başka bir kırılganlık evresine girmektedir. Bu durum, kırsal kalkınma politikalarının ivedilikle gündeme alınması gerektiğini göstermektedir.

Öte yandan büyük metropollerden, özellikle yaşam kalitesi yüksek ve maliyeti daha düşük algılanan kentlere doğru emekli göçleri de gözlemlenmektedir. Balıkesir ve Sinop gibi bazı iller, bu "yaşam tarzı göçü"nün hedef noktaları olarak öne çıkmaktadır. Bu kentler, ilerleyen yıllarda yoğunlaşan yaşlı nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmet sektörünü kayda değer ölçüde genişletmek durumunda kalacaktır. Böylece ülke genelinde heterojen bir nüfus dağılımı yerine, farklı yaş gruplarının belirli yerleşim alanlarında kümelenmesiyle şekillenen çok katmanlı bir mekansal yapı ortaya çıkacaktır.

Türkiye'de bakım süreçleri tarihsel olarak büyük ölçüde kadınlar tarafından ve akrabalık ağları aracılığıyla yürütülmüştür. Ancak önümüzdeki yıllarda bu durum ciddi biçimde zorlaşacaktır. Akraba sayısındaki azalma, kadınların iş gücüne katılımının artması ve bakıma yüklenen anlamların dönüşmesiyle aile içi geleneksel rollerin önemli ölçüde farklılaşacağı öngörülmektedir. Bu süreç, bakımı yalnızca aile içinde çözülebilir bir mesele olmaktan çıkarmakta, kurumsal ve profesyonel bakım hizmetlerine duyulan ihtiyacı giderek daha belirgin biçimde gün yüzüne çıkarmaktadır.

Ayrıca ileri yaşlarda boşanma oranlarının artması da bu tablonun önemli bir bileşenidir. Tüm boşanmalar içinde 50 yaş üstündeki bireylerin boşanma oranı 2001 yılında yüzde 11,30 iken 2024 yılında bu oran yaklaşık yüzde 20'dir. 50 yaş üstündeki boşanmaların gelecekte ise daha fazla yükseleceği öngörülmektedir. Geçmişte evliliklerin büyük ölçüde geleneksel toplumsal roller çerçevesinde sürdürüldüğü düşünüldüğünde, bu eğilim aile kurumundaki köklü bir zihniyet dönüşümüne de işaret etmektedir.

Kalici baglanti: https://www.ajansonline.com.tr/haber/turkiyede-yaslanma-sureci-toplumsal-donusumu-nasil-etkiler

AJANS ONLİNE

HABER PORTALI