Savunma analisti Arda Mevlütoğlu, Türkiye’nin Milli Gemi (MİLGEM) ile başlayan denizcilik dönüşümünü AA Analiz için kaleme aldı.
***
1980'li yıllara kadar, İkinci Dünya Savaşı döneminde inşa edilmiş ve ikinci el olarak temin edilen ABD yapımı muharip gemilerle donatılmış olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 1970'li yıllarda Berk ve Peyk fırkateynleriyle muharip gemi tasarım ve inşa deneyimi doğrultusunda ilk adımlarını attı.
Buna müteakiben de 1980'li yılların ikinci yarısından 2000'lerin başına kadar Almanya ile yürütülen MEKO 200 Track I ve Track II projeleri ile yurt içinde toplam 8 adet Yavuz ve Barbaros sınıfı fırkateyn inşa edildi. Paralelde de 1990'larda ABD'den ikinci el olarak temin edilen sekizer adet Knox (Tepe) ve Oliver Hazard Perry (Gabya) sınıfı fırkateynler ile su üstü muharip gücü takviye edildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının komuta - kontrol sistemi geliştirme çalışmaları kapsamında önce Tepe sınıfı fırkateynlere yönelik olarak Kalyon-5, ardından da Gabya sınıfına yönelik olarak çok daha geniş kapsamlı Gemi Entegre Savaş İdare Sistemi (GENESİS) modernizasyon projeleri yürütüldü. Bu süreçte el
MİLGEM programının ilk aşamasında, denizaltı savunma harbi (DSH) ve karakol görevlerinde kullanılmak üzere Ada sınıfı korvet tipi muharip gemi tasarlandı. Proje yalnızca Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için modern bir su üstü muharip geminin yurt içi imkan ve kabiliyetlerle inşa edilmesini değil, bu vesileyle askeri gemi inşa ekosisteminin oluşturulmasını ve yetkinliklerinin derinleştirilmesini hedefliyordu. TCG F-511 Heybeliada'nın 27 Eylül 2008'de denize indirilmesiyle önemli bir dönüm noktasını aşan projede 4 adet Ada sınıfı gemi 2011-2019 yılları arasında hizmete girdi.
Programın ikinci aşaması olarak nitelendirilebilecek İstif sınıfı çok maksatlı fırkateynler, silah ve donanım olarak Ada sınıfından daha gelişmiş, tonaj ve ebat olarak da daha büyük gemiler. MİLGEM programının, dörderli iki grupta toplam 8 gemiden oluşan bu müteakip projesinde, hava savunma, DSH ve su üstü muharebe görevlerine yönelik tüm silah ve sensör sistemleri milli savunma sanayisi tarafından geliştirilip üretilmekte.
Ada ve İstif sınıfları yanı sıra, MİLGEM tasarımı iki farklı gemi sınıfına da altlık teşkil etti. Bunlardan biri TCG A-591 Ufuk ile Hisar sınıfı Açık Deniz Karakol Gemisi (ADKG). Şubat 2019'da denize indirilip Ocak 2022'de hizmete giren TCG Ufuk, ASELSAN üretimi çok sayıda farklı tip ve görevde elektronik istihbarat sistemi ile donatılmış modern bir platform olarak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının elektromanyetik göz ve kulaklarının menzilini katlayarak artırdı. Toplam 10 adet inşa edilmesi planlanan Hisar sınıfı Açık Deniz Karakol Gemileri (ADKG) projesinde ise devriye, deniz ticaret hatlarının güvenliği, arama - kurtarma gibi görevlerde kullanılacak bir gemi sınıfı ortaya çıkarıldı.
Bu dört proje ile elde edilen deneyim ve altyapı, Türkiye'nin askeri denizcilik alanında harekat konsepti belirlemeden tasarıma, inşadan donatıma, test süreçlerinden ömür devri yönetimine kadar uçtan uca yetkinlik elde etmesine vesile oldu. Nitekim bu temel üzerine inşa edilen çok daha iddialı projeler halen devam ediyor. TF2000 Tepe sınıfı hava savunma muhribi ile Milli Uçak Gemisi (MUGEM) projeleri bu kapsamda iki örnek olarak gösterilebilir.
Bu endüstriyel kapasite ve özgün konsept geliştirme yeteneği, Türk askeri denizcilik sektörünün artık münferit platform satışlarıyla açıklanamayacak ölçüde yaşadığı sistematik dönüşümün merkezinde yer alıyor.
Bu dönüşümün omurgasında ise MİLGEM tasarım ailesi yer alıyor. 2018'de Pakistan ile imzalanan dört gemilik PN MİLGEM / Babur sınıfı korvet sözleşmesi, bu açıdan eşik niteliğindedir. Türkiye bu projelerle yalnızca savaş gemisi satmadı, iki geminin Türkiye’de, iki geminin Pakistan’da inşa edilmesini içeren bir teknoloji transferi ve endüstriyel kapasite paylaşımı modeli sundu. 2020’de Ukrayna ile iki Ada sınıfı korvet için imzalanan anlaşma, MİLGEM’i Karadeniz güvenlik mimarisinin doğrudan parçası haline getirdi. 2024’te Malezya’ya üç adet Ada sınıfı temelli LMS Batch-2 korvet satışı ise tasarımın Güneydoğu Asya pazarında da karşılık bulduğunu gösterdi.