İstanbul Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi'nde Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi alanında öğretim üyesi Doç. Dr. Faik Tanrıkulu, Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarındaki yükselişini ve eğitimdeki uzun vadeli dönüşümü AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye’de eğitim tartışmaları çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor. Bir tarafta sistemdeki eksikliklerden hareketle bütün ilerlemeyi reddeden bir yaklaşım, diğer tarafta olumlu sonuçları bütün sorunların çözüldüğü şeklinde yorumlayan bir anlayış bulunuyor. Oysa eğitim politikalarının sağlıklı değerlendirilmesi, başarıyı teslim ederken yeni hedefleri de açıkça ortaya koymayı gerektirir. Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025’in asıl önemi, bize bu imkânı sunmasıdır.
Türkiye’de eğitim, uzun yıllardır kamuoyunun en yoğun tartıştığı alanlardan biri. Sınav sistemi, müfredat, öğretmen politikaları ve okulların niteliği üzerine yapılan eleştiriler, eğitim sisteminin geliştirilmesi açısından kuşkusuz önem taşıyor. Ancak tartışmaların yalnızca gündelik deneyimler ve siyasi değerlendirmeler üzerinden yürütülmesi, uzun vadede gerçekleşen dönüşümün gözden kaçmasına yol açabiliyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) PISA 2025 sonuçları, Türkiye’nin eğitim performansını algılardan bağımsız, karşılaştırılabilir verilerle yeniden değerlendirmek için önemli bir fırsat sunuyor.
Eğitim yatırımlarının sonuçları, diğer kamu politikalarına kıyasla çok daha uzun sürede ortaya çıkar. Bugün 15 yaşında olan bir öğrencinin başarısı, yalnızca son birkaç yılın değil; okul öncesinden başlayarak öğretmen niteliği, aile imkânları, eğitim altyapısı ve öğretim süreçlerinin birikimli etkisini yansıtır. Bu nedenle PISA sonuçlarını tek bir dönemin siyasi bilançosu olarak değil, Türkiye’nin insan sermayesine yaptığı uzun vadeli yatırımın göstergelerinden biri olarak okumak gerekir.
Bratislava’da PISA 2025 sonuçlarını takip ederken, Türkiye açısından en dikkat çekici gelişmenin yalnızca sıralamalardaki yükseliş olmadığını düşündüm. Asıl önemli olan, uzun yıllar eğitim performansı üzerinden eleştirilen bir ülkenin, bugün uluslararası eğitim çevrelerinde incelenmeye değer bir ilerleme örneği olarak görülmesidir. OECD Eğitim ve Beceriler Direktörü Andreas Schleicher’in Türkiye’nin başarısını başka ülkelerin de dikkatle değerlendirmesi gereken bir gelişme olarak nitelendirmesi, bu değişimin uluslararası düzeydeki karşılığını göstermektedir.
Bir ülkenin eğitimdeki gerçek gücü, yalnızca en başarılı öğrencilerinin kaç puan aldığıyla değil, herhangi bir öğrencinin daha önce karşılaşmadığı bir problem karşısında ne yapabildiğiyle ölçülür. Bilgiyi ezberlemek başka, onu kullanarak yeni bir çözüm üretebilmek başkadır. OECD’nin PISA 2025 sonuçları, Türkiye’nin bu ikinci alanda ilerleme kaydettiğini gösteriyor.
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde öğrenci performansı gerilerken Türkiye’nin yükselişini sürdürmesi, eğitimde uzun vadeli ve kararlı bir dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor. Türkiye artık yalnızca gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerini takip eden bir ülke değil; kendi tecrübesiyle uluslararası eğitim politikaları tartışmasına katkı sunabilecek bir konuma doğru ilerliyor. Bu durum, Türkiye’nin eğitimde kazandığı özgüveni güçlendirmesi gereken önemli bir başarıdır. Türkiye’nin eğitim tecrübesi, bugün gelişmiş ülkelerle arasındaki mesafeyi kapatırken kendi birikiminden de faydalanabileceği yeni bir döneme giriyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son yirmi yılı aşkın dönemde eğitime ayrılan kaynaklar, öğretmen istihdamı, derslik altyapısı ve okullaşma konusunda gerçekleştirilen yatırımlar, Türkiye’nin eğitim kapasitesinin genişlemesinde belirleyici bir kamu politikası önceliği oluşturdu.
Nitekim PISA 2025 Türkiye Raporu’nda da dikkat çekildiği üzere, OECD ülkelerinde kamu kaynaklarından eğitime ayrılan pay ortalama yüzde 10,1 iken Türkiye’de bu oran yüzde 10,6’ya ulaşmıştır. Türkiye’nin OECD ortalamasının üzerinde kaynak ayırması, eğitimin uzun yıllardır stratejik bir kamu politikası alanı olarak ele alındığını göstermektedir. Bugünkü başarının değerlendirilmesinde bu uzun vadeli yatırım iradesinin hakkını teslim etmek gerekir.