Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Nuroğlu, Türkiye'nin "Made in EU" kapsamına dahil edilmesinin taşıdığı anlamı AA Analiz için kaleme aldı.
***
Avrupa Birliği'nin (AB) hazırladığı Sanayi Hızlandırma Yasası taslağında "AB menşei" şartının, Gümrük Birliği kapsamında Türkiye'yi de kapsayabileceği haberi Türkiye'de yankı uyandırdı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın ifade ettiği gibi bu gelişme son dönemde yürütülen yoğun ve yapıcı diplomasi sürecinin bir sonucu olarak görülüyor ve bu aşamadan sonra Avrupa ile Türkiye arasındaki üretim bağlarının daha da güçlenmesi bekleniyor.
Bu düzenleme oldukça önemli bir anlam taşıyor. Bu taslağa göre, Türkiye'de üretilen bazı ürünler belirli şartları sağladığında "AB menşeli ürün" olarak değerlendirilebilecek. Bu da Türkiye’nin Avrupa’daki üretim sisteminin bir parçası olarak kabul edilmesi anlamına geliyor. Ancak bu hak Türkiye’ye otomatik olarak verilmeyecek, bunu sağlamak için ürünlerin belirli kurallara uygun olması, belirli standartları karşılaması ve özellikle çevre ile karbon kriterlerine uyum sağlaması gerekiyor. Ayrıca, kamu alımları gibi alanlarda karşılıklı adil uygulama şartı aranıyor ve Avrupa Birliği gerekli gördüğünde bu kapsamı daraltma yetkisini elinde tutuyor.
Bu gelişme ilk bakışta Türkiye için yeni ortaya çıkan bir avantaj gibi görünse de sektör temsilcilerine göre asıl önemi farklı. Bu adım, kısa vadede Türkiye’ye ekstra bir rekabet üstünlüğü kazandırmaktan ziyade Türkiye’nin halihazırda Avrupa pazarında sahip olduğu güçlü konumu stabil tutmasını sağlayacak. Eğer Türkiye bu kapsam dışında kalsaydı, özellikle otomotiv gibi sektörlerde Avrupa pazarında ek maliyetlerle karşılaşacak ve rekabet gücünü kaybetme riski ortaya çıkacaktı. Bu nedenle söz konusu düzenleme, yeni bir sıçrama yaratmaktan ziyade Türkiye’nin mevcut konumunu koruyan bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Türkiye, uzun süredir Avrupa’nın üretim zincirlerinin önemli bir parçası. Otomotivden makineye, çelikten kimyaya kadar birçok sektörde Avrupa ile güçlü bir tedarik zinciri ve üretim ilişkisi bulunuyor. Coğrafi yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı ve Avrupa standartlarına uyumlu üretim kapasitesi, Türkiye’nin Avrupa için güvenilir bir tedarikçi olmasını sağlayan faktörler arasında.
Avrupa Birliği’nin yeniden şekillenen sanayi politikasının amacı Avrupa’nın sanayi altyapısını güçlendirmek, dışa bağımlılığı azaltmak, üretimi daha güvenli ve yakın bölgelere taşımak ve özellikle temiz teknolojilerde güçlü bir sanayi yapısı kurmak. Bu kapsamda otomotiv, elektrikli araçlar, batarya üretimi, çelik ve yenilenebilir enerji gibi sektörler ön plana çıkıyor. Türkiye’nin bu sistemde "Made in EU" düzenlemesine dahil edilmesi, Avrupa’nın tedarik zincirlerini güvenilir ortaklar üzerinden yeniden kurma hedefiyle örtüşüyor. Bu ayrıca mevcut ekonomik gerçeklikle de uyumlu bir adım. Türkiye’nin bu düzenlemenin dışında kalması, Türkiye ile iş yapan AB firmalarını zorlayacak ve AB’de otomot
Türkiye’de üretilen ürünlerin "AB ürünü" sayılacak olması, öncelikle AB’ye ihracatımızın kesintisiz devamını sağlayacak bir gelişme. Diğer yandan bu taslak, AB’nin Çin’e olan bağımlılığını azaltma ve tedarik zincirlerini güvence altına alma stratejisi dahilinde Türkiye ile kazan-kazan ilişkisini devam ettirmek istemesi şeklinde yorumlanabilir. Ancak Türkiye’nin bu kapsama girmesi ve kapsamda kalması için karbonsuzlaşma yolculuğuna durmaksızın devam etmesi ve AB standartlarını sağlaması gerekiyor.
Türkiye’nin iş dünyası temsilcileri bu gelişmeyi genel olarak olumlu karşılıyor ancak temkinli bir yaklaşım da dikkati çekiyor. Yapılan değerlendirmelerde bu sürecin fırsatlar sunduğu kadar yeni yükümlülükler de getirebileceği vurgulanıyor. Özellikle karşılıklılık ilkesinin daha fazla öne çıkması, Türkiye’nin bazı alanlarda düzenlemelerini gözden geçirmesini gerektirebilir. Ayrıca, AB kurallarının zaman içinde daha katı hale gelmesi ihtimali de göz ardı edilmiyor.