Başkanlıktan yapılan açıklamaya göre, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş başkanlığında yapılan toplantının sonuç bildirgesi kamuoyuyla paylaşıldı.
Hz. Muhammed'in gönderiliş gayesini 'alemlere rahmet' olarak belirleyen ayet-i kerimenin, sempozyumun bütün oturumlarında ortak zemin olduğu dile getirilen bildirgede, şöyle devam edildi:
"Rahmetin Resul-i Ekrem'in şahsi bir meziyetiyle sınırlı kalmadığı, tebliğ ettiği dinin bütününe sirayet etmiş bir ilke olduğu ifade edilmiştir. Bu ilke Mekke döneminde iman ve ahlak esaslarının yerleştirilmesiyle somut bir karşılık bulmuştur. Medine döneminde ise bu esaslar üzerine kurulan toplum düzeniyle kurumsal bir hüviyet kazanmıştır. Böylece ortaya çıkan model, hukuk, ilim, ahlak ve idare alanlarında sonraki asırlara yön vermiştir. Soy, mevki ve yakınlık farkı gözetmeyen nebevi adalet anlayışının Müslüman toplumlar için kalıcı bir ölçü teşkil ettiği belirtilmiştir. Hz. Peygamber'in doğumunun 1500. yılının anma merasimleriyle sınırlı kalmayıp rahmet ve adalet ilkelerinin günümüzde yeni
Kur'an-ı Kerim'in Hz. Peygamber'i "güzel örnek" olarak takdim etmesinin, onun örnekliğine zaman ve mekanla sınırlı olmayan evrensel bir mahiyet kazandırdığı vurgulanan bildirgede, "Bu örnekliğin en belirgin tezahürlerinden biri eğitim anlayışında görülmüştür. Nebevi terbiyede ibadet ile ahlakın ayrılmaz bir bütün oluşturduğu ifade edilmiştir. Modern dönemde dindarlığın şekle indirgenerek ahlaki boyutundan kopması probleminin, bu bütünlük hatırlatılarak aşılabileceği dile getirilmiştir." ifadeleri kullanıldı.
Hz. Muhammed'in beşer, devlet başkanı ve ordu komutanı olarak hayatının farklı yönlerinin ele alındığı ifade edilen bildirgede, "Nübüvvet ile beşerliğin onun şahsında birlikte bulunduğu gerçeğinin, sağlıklı bir Peygamber tasavvurunun temeli olduğu belirtilmiştir. Bu noktada bir taraftan Resul-i Ekrem'i beşeri tecrübeden bütünüyle koparıp adeta insanüstü gören anlayışların, diğer taraftan sünneti tarihi bağlamına hapsederek evrensel bağlayıcılığını zayıflatan tarihselci okumaların aynı ölçüde problemli olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda çağdaş Peygamber tasavvurlarının hadis usulü ve siyer başta olmak üzere geleneksel İslam ilimlerinin birikimi ışığında ele alınması gerektiği belirtilmiştir.
Hz. Peygamber'in eş ve baba olarak şefkatli, adil ve ailesine hizmet etmekten çekinmeyen tutumunun aile kurumunun korunmasında temel ölçü olarak değerlendirildiği belirtilen bildirgede, "Aile içi şiddetin nebevi uygulamada ve İslam aile hukukunda hiçbir meşru dayanağı bulunmadığı ifade edilmiştir. Resul-i Ekrem'in genç sahabilere güvenerek ve sorumluluk yükleyerek onların şahsiyetini inşa ettiği belirtilmiştir. Günümüz gençliğinin gelecek kaygısının ve anlam arayışının, sorumluluk bilinci ile tevekkülü dengeleyen nebevi rehberlik ışığında ele alınması gerektiği ifade edilmiştir." değerlendirmesine yer verildi.
Türkistan ve Balkan coğrafyalarında Hz. Peygamber sevgisinin yerel dil, edebiyat ve gelenekler aracılığıyla nesilden nesile aktarıldığı tespit edildiği belirtilen bildirgede, şunlar kaydedildi:
"Myanmar, Doğu Türkistan ve Gazze'de yaşanan insanlık dramları Hz. Muhammed'in savaş ahlakı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Resul-i Ekrem'in kadın, çocuk ve yaşlıların öldürülmesini, müsleyi ve ahde vefasızlığı yasakladığı hatırlatılmıştır. Buna göre sivillerin hedef alınmasının, insani yardımın engellenmesinin ve inanç hürriyetinin baskı altına alınmasının bu ahlakla olduğu kadar insanlığın ortak vicdanıyla da bağdaşmadığı ifade edilmiştir. Veda Hutbesi'nde ilan edilen can, mal ve namus dokunulmazlığının, insan hakları ihlallerine karşı evrensel bir ölçü olduğu vurgulanmıştır. Tabiatı emanet olarak gören nebevi tasavvurun çevre krizine çözüm imkanı sunduğu dile getirilmiştir. İsrafı yasak