Anadolu Ajansının (AA) "Gıda Güvenliği" başlıklı üç bölümlük dosya haberinin ikinci bölümünde, AA muhabirleri gıda güvenliğinin nasıl savunma ve dış politika planlamasının kalıcı parçası haline geldiğini ve gıda jeopolitiğinde Türkiye'nin rolünü ele aldı.
Açlık, kıtlık ve gıda arzındaki kırılmalar artık doğrudan ulusal güvenlik mimarisini şekillendiren faktörler arasında yer alıyor.
Yüksek enflasyon ve temel gıda maddelerine erişimde yaşanan sorunların toplumsal huzursuzlukları tetikleyebildiği ya da hükümetler üzerinde ciddi baskı oluşturabildiği biliniyor.
Küresel ticarette önemli paya sahip tahıl ve enerji üreticisi ülkeler, kriz dönemlerinde ya da anlaşmazlıklarda ihracat kısıtlamalarına giderek ithalata bağımlı ülkelerde arz şoklarına yol açabiliyor.
Gıda arzındaki kırılganlık karşısında birçok ülke, stratejik tahıl stoklarının artırılması, yerli tarımsal üretimi teşvik ve alternatif tedarik ile lojistik hatlarının oluşturulması üzerine çalışıyor.
Karadeniz'de Rusya-Ukrayna Savaşı sebebiyle tahıl sevkiyatlarının aksaması ve liman güvenliği sorunları etrafında yaşanan belirsizliklerin Orta Doğu ve Afrika'daki fiyatları etkilemesi, gıdanın küresel ölçekte nasıl stratejik bir araç haline geldiğini gösteriyor.
Benzer şekilde, bazı Asya ülkelerinin pirinç ihracatını sınırlaması, küresel piyasada zincirleme fiyat artışlarını tetikleyebiliyor.
Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Filistin ve Myanmar gibi ülkelerin hem çatışmaların odağında yer alması hem de derinleşen gıda kırılganlığıyla mücadele etmesi, gıdanın halihazırda açık biçimde güvenlik meselesine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Türkiye'nin ise doğru stratejiyle yalnızca tedarikçi değil, havza ve koridor jeopolitiğinde düzen kurucu aktör olabileceği vurgulanıyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Tarım ve Gıda Ekonomisi Bölümü Direktörü David Laborde, kıtlığa birçok farklı etkenin aynı anda sebep olabileceğini hatırlattı.