AA'nın "İstanbul'un Yüzleri" başlıklı dosyasının ilk haberinde, Arnavut göçmeni Fatma Süsler, kız kardeşi Afet Başaran ve ailenin Türkiye'de doğan ilk kuşak üyesi Aşkım Aşık, AA muhabirine İstanbul'a göç serüvenlerini ve şehirdeki değişimi anlattı.
Fatma Süsler, Kuzey Makedonya'nın Eğri Palanka kasabasında doğduğunu ve 20 yaşına kadar burada yaşadığını belirterek, 1950'lere kadar kasabada Arnavut, Türk, Sırp ve Bulgar topluluklarının bir arada barış içinde yaşadığını kaydetti.
Süsler, farklı din ve geleneklere saygı duyulduğunu, Hristiyan komşularının Müslümanlara hassasiyet gösterdiğini aktararak, "Domuz kestiklerinde bizi uyarırlardı. 'Komşu kedilerinizi içeri alın. Kanlarından yemesinler' derlerdi. Bizi günaha sokmaktan korkarlardı." dedi.
Ancak 1950'lerin başında Bulgaristan ile Yugoslavya arasındaki çatışmaların başladığını dile getiren Süsler, Bulgaristan sınırında yer alan köylerinin topçu atışlarının hedefi olduğunu anlattı.
Süsler, babasının savaşın yaklaştığını fark ederek aileyi kasabadaki başka bir köye götürdüğünü ifade ederek, "Kıştı, bir metre kar vardı. Halk, 'Bulgarlar geliyor, Stalin geliyor' diye korkuyordu. Sığındığımız köye de saldırdılar. Evin yanına bomba düştü. Her yer toz duman oldu. Ramazan ayıydı. Dayım dışarıda hayvanlara bakıyordu. Bir kolunu bir ağaçtan, bir bacağını diğerinden topladık." diye konuştu.
Üsküp'teki akrabalarının yanına gitmek için köylerinden kaçtıklarını belirten Süsler, şöyle devam etti:
"Kaçarken yanımıza ne alabildiysek aldık. Tam Üsküp'e giderken bir Sırp askeri silahını doğrulttu ve 'Türk Hamdi kaçıyor' diye bağırdı. Babam, 'Anne beni öldürecekler, hakkını helal et' diye annesine seslendi. Tam o sırada diğer asker, 'Hamdi benim en yakın arkadaşım eğer onu öldürürsen ben de seni öldürürüm' dedi. O da ateş etmekten vazgeçti. Babam böyle sağ kaldı."
Süsler, çatışmalar sona erdiğinde köylerine döndüklerini ancak eski sıcaklığı ve demografik yapıyı bulamadıklarını belirterek, evlerinin de zarar gördüğünü söyledi.
İlerleyen günlerde Yugoslavya yönetiminin Müslümanlara yönelik baskılarını daha da artırdığını aktaran Süsler, "Tito, kadınların çarşaflarını çıkararak çarşıda yürümelerini emreden bir bildiri gönderdi. Annem, 'Kendimi öldürürüm de çıkarmam' dedi. Çarşafını çıkarmayanlara ağır cezalar verilecekti. Babam bu baskılar nedeniyle Türkiye'ye göç etmeye karar verdi." diye konuştu.
Süsler, Türkiye'nin devreye girmesiyle yapılan son göç anlaşmasıyla 1955'te İstanbul'a geldiklerini ifade ederek, o dönemde yaşadıkları zorlukları şu sözlerle dile getirdi: